‘bulantı’ etiketinin bulunduğu yazilar

KEMİK İLİĞİ TRANSPLANTASYONU

08.10.2008

Tipleri

Singeneik KİT : Tek yumurta ikizleri arasında yapılır.

Allogeneik KİT : Aynı tür içinde alıcı ve verici arasında genetik ilişki olmadan yapılır. Kardeşler arasında yapılan kemik iliği nakli bu gruba girer.

Otolog KİT : Kişinin kendi kemik iliğinin naklidir. (more…)

Bu yazı toplamda 2474, bugün ise 2 kez görüntülenmiş

HİPERTANSİYON

21.09.2008

Hipertansiyon Nedir?

Kan dolaşımı esnasında damar duvarına uygulamış olduğu basınca tansiyon denir. Bu basıncın normalden fazla olmasına hipertansiyon denir. Kan basıncı ölçülürken iki değere bakılır.

  • Büyük tansiyon (sistolik kan basıncı)
  • Küçük tansiyon (diastolik kan basıncı) (more…)

Bu yazı toplamda 682, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Polikistik Over Sendromu

21.09.2008

Tıp literatüründe bir çok isimle anılan PKOS üreme çağında ki kadınlarda tedavi edilme ihtimali en yüksek kısırlık nedenidir. PKOS genel olarak üreme sistemi ile ilgili bulgular vermesine rağmen sistemik bir hastalıktır, diğer bir değişle sadece üreme organlarını değil bir çok başka organı da etkiler.

Hastalık ortalama her 10 kadından birini etkiler ancak etkilenen kadınların büyük çoğunluğu evliliklerinin ilerleyen yıllarında çocuk sahibi olamadıkları gerekçesi ile doktora başvurduklarında bu hastalığı öğrenirler. Hastalık tam olarak tedavi edilemesede yol açtığı problemlerin büyük çoğunluğu önlenebilir. Bunun için en önemli adım kişinin hastalığının farkına varması ve uygun bir sağlık kurumuna başvurmasıdır. (more…)

Bu yazı toplamda 1612, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

MENOPOZ

21.09.2008

Doğada ki her şey gibi insanlarda da hayat bir döngü şeklinde ilerler. En klasik söylemi ile anne rahminde ki iki hücreden önce bebek oluşur, sonra büyümeye gelişmeye başlar ve en nihayetinde yaşlanarak ölür. Bu genellemeyi vücudumuzda ki fizyolojik olayların birçoğunda da görebiliriz. Kadınlar özelinde konuya baktığımız da en göze çarpan adet döngüsüdür. Adet döngüsünün başlangıcı anne karnın da iken başlar. Milyonları bulan yumurtalar ilk defa gebelikte oluşmaya başlar. Daha sonra doğuma kadar sayısı azalır ve doğumda sabittir. Doğumdan ergenlik dönemine kadar yumurtalarda herhangi bir değişim gözlenmez. Ergenlik ile beraber yumurtalar her adet döneminde gelişim göstermeye başlar ve yumurtlamanın olduğu dönem ya gebelik ile sonuçlanır ya da adet döneminin sonunda kanama ile atılır. Menopoz işte bu doğurganlık döneminin sonuna denir. Kelime anlamı adet görülmesinin sonlanması ya da son adettir. Ancak tıbbi anlamda daha geniş bir dönemi anlatmaktadır. Son adet görmeden birkaç sene önce adet düzensizlikleri baş göstermeye başlamıştır. Hastanın şikayetleri bu dönemde başlar ve son adetten ortalama beş sene sonrasına kadar devam eder. Bu dönemler kadınlar için genelde sancılı dönemlerdir.

Öncelikle dikkat çekmemiz gereken olgu menopozun sadece adet döngüsünün sonu olduğudur. Yani toplumda ki genel inanışın aksine kişiler hayatlarına normal şekilde devam edebilirler. Diğer bir değişle menopoz hayattaki son nokta değildir. Yaklaşık olarak 150 yıldır farkında olduğumuz bir olgudur. Kadınların büyük çoğunluğu 50 yaş civarında menopoza girerler. Yaklaşık %1’lik bir kısım ise 40 yaş öncesi menopoza girerler. Bu sınırın genetik olarak belirlenildiğine inanılmaktadır. Genel inanışın aksine ilk adet kanamsının yaşı, emzirme, doğum kontrol haplarının kullanımı, ırk, eğitim, boy, en son gebelik yaşı gibi faktörler menopoza girme yaşını etkilemez. Ancak sigara gibi yumurta hücrelerinin ölmesine sebep olan faktörler menopoza girme yaşını öne çekebilirler.

Tıbbi olarak iki tür menopoz kabul edilir. Bunlardan birincisi fizyolojik olan ve yukarıda bahsettiğimiz türdür. İkincisi ise kimi durumlarda yumurtalıkların ve/veya rahmin alınmasıdır. Sadece rahmin alındığı durumlarda adet kanaması görülmez ancak hormonal olarak normal denge korunurken, yumurtalıkların alındığı durumlarda menopoz benzeri tablo ortaya çıkar.

Bu yazı toplamda 751, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

MİGREN

21.09.2008

Baş ağrısı hemen herkesin hayatı boyunca en az bir kez karşılaşmış olduğu bir tablodur. Günümüzde neredeyse baş ağrısı ile özdeşleşmiş bir hastalıktır migren. Tıp tarihinin en eski hastalıklarından biri olan migrene dair Firavunlar döneminden kalma bilgiler mevcuttur. Kelime anlamı olarak “yarım başağrısı” demek olan migren günümüzde iş gücünden ve kişisel mutluluktan en fazla çalan hastalıktır. Baş ağrısı olan herkesin acaba bende de var mı dediği hastalıktır migren. Belirtileri görülme sıklığı kadar fazla olan bir hastalıktır aynı zamanda.

Belirtiler

Migrende en sık belirti mide bulantısının eşlik ettiği baş ağrısıdır. Hastalar ışıktan, sesten aşırı derecede rahatsız olurlar. Migren atağı sırasında bir kişinin en fazla rahat ettiği ortam karanlık, sessiz bir odadır. Bulantı genelde ağrı başladıktan sonra olur ve bir çok vakada ağrı şiddeti ile orantılıdır. Gerçekte bulantının sebebi ağrıdır.

Daha çok kadınlarda görülen migrenin diğer bir özelliği de adet dönemi ile atakların sıklık ve şiddetinin artmasıdır. Genel de adet döneminin hemen öncesinde şikayetler başlar ve adet dönemi boyunca sürer. Menopoza girilmesinin ardından migren ataklarının sıklığında ve şiddetinde gözle görülür bir azalma olur.

Migreni diğer baş ağrılarından ayıran bir özellikle de her hastada görülmesede ağrı başlamadan yaklaşık bir saat önce olan aura denen gözlerinin önünde ışık uçuşması, ışık çarpmaları, bazı sesleri duyuyor olma hissi ya da burnuna kokular gelmesidir. Baş ağrısına bu tarz şikayetlerin eşlik etmesi migreni kuvvetle düşündürürken olmaması ne yazık ki kişinin migren olmadığını göstermez.

Sebebi

Tarihi neredeyse yazının bulunması kadar eski olan migrenin nedeni günümüzde ne yazık ki hala bulunamamıştır. Migrene yol açabilecek birçok sebep ile ilgili teoriler öne sürülmüş ancak henüz ispatlanamamıştır. Gene kesin olarak ispatlanamamkla birlikte genel kabul görmüş olan bir durumda ailesel olmasıdır.

Migren de olan baş ağrısı hem kişiden kişiye değişmekte hem de her atakta farklılık göstermektedir. Hatta bir süre sonra kişiler ağrının daha başlangıcında şiddetini tahmin edebilmektedir.

Tedavi

Bilinmeyenlerin bu kadar fazla olduğu bir denklemin çözümü de ne yazık ki bir o kadar zordur. Günümüzde teknolojide ki onca gelişmeye rağmen migren açısından ancak bir arpa boyu yol almış bulunmaktayız. Uygulanan tedavi yöntemlerinin genel amacı atak sıklığını ve şiddetini azaltmaktır. Bunun için migren ataklarını arttırdığı inanılan kimi yiyeceklerin (çikolata…) yenmemesi, günlük aktivitelerin çok yorucu olmaması, aşırı gürültülü yerlere girilmemesi gibi sayılabilir. Bunlar ne yazık ki bir derece yardımcı olsalarda en önemli silahımız çoğu zaman ilaçlardır. İlaçlar da genel olarak iki amaçla verilir. Birinci grup ilaçlar atakların sıklık derecesini azaltmak için devamlı verilir, koruyucu amaçlıdır. İkinci grup ilaçlar ise atak sırasında verilir.

Bu yazı toplamda 709, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

ADET SANCISI

21.09.2008

Kadın doğum alanında uzmanlık yapan hekimlerin sık karşılaştığı, günümüzde kadınların nerede

yse yarısını ilgilendiren bir problem adet sancısı. Tıp literatüründe ki adı dismenoredir. Ağrının şiddeti kadından kadına değişiklik gösterir. Bazı durumlarda o kadar şiddetlidir ki bu ağrılara bulantı, kusma, kabızlık, ishal ve baş ağrısı gibi rahatsızlıklar hatta bayılma eşlik edebilir. (more…)

Bu yazı toplamda 567, bugün ise 2 kez görüntülenmiş